Descartes’ın İdeası Şusu Busu


pozitifist

Bilindiği gibi Descartes meditasyonlarında pekin bilimlere vs. erişmek için pekin olmayan ve varlığından şüphe duyulabilecek her şeyi elemeye başlar. Bilgisi duyularla edinilen ve bellekte olan her şey yadsınır. Hatta bir kötü cin dünya hakkında beni yanıltıyor olabilir ama madem yanılıyorum der, yanılabildiğini düşündüğüne göre vardır. Düşünen bir şey olarak vardır. Peki nedir düşünmek diyip düşünmenin içeriğini araştırmaya koyulur. Bu noktada zihinde idealara rastgelir ve idealar arasındaki benzerlikleri ve farklılıklar ortaya konur. Bazı idealar bende doğuştan vardır, bazılarını ben türetmişimdir, bazıları bana dışarıdan gelirler. Dışarıdan kaynaklanan idealar pekin bir yolla değil ama doğal bir dürtü sayesinde oluştururlar. Doğal dürtü yanılgıya açıktır Descartes’a göre. Mesela zihnimizde iki tür güneş ideasını olduğunu iddia eder, biri duyulardan kaynaklanan güneş ideasıdır ve buna göre güneş dünyamızdan küçüktür. Adeta bir bozuk para tanesi kadardır. Diğer idea ise gökbilimsel çıkarsamalardan kaynaklanır ve buna göre güneş dünyamızdan kat kat büyüktür, güneş için dünya adeta bir bozuk para tanesi kadardır. Hangisinin doğru olduğunu nereden bilebiliriz? Benden kaynaklanan idealar ise şöyle vuku bulurlar, mesela kanatlı at ideası kanat ve at imgelerinin benim tarafımdan birleştirilmeleri vasıtasıyla ortaya çıkarlar. Ya da sayılarını bildiğim çeşitli düşüncelerden sayı ideasını türetebilirim der Descartes.

Descartes idea için bir koşul ortaya koyar bir ideanın nedeni olan şey ideanın kendisi kadar nesnel olgusallık taşımalıdır. Çünkü neden etkisi kadar olgusal olmalıdır. Yoksa etkinin bu olgusallığını nereden kazandığını nereden bileceğiz? Mesela taş ideası bile bu ideada kapsanan denli olgusallık kapsamayan bir şey tarafından bana verilemez. İdealar idealardan türetilebilir ama bu böyle sonsuza dek gidemez, illa bir arketipe varmak gerekir der Descartes ki bu arketip idealarda nesnel olarak ya da temsil yoluyla bulunan tüm olgusallığı biçimsel ya da edimsel olarak kapsar.

Şimdi bir ideanın nesnel olgusallığı der Descartes, bu olgusallığın biçimsel ya da yüksek bir düzeyde bende bulunmadığını pekinlikle (pekin=kesin)göreceğim denli büyükse ve dolayısıyla bir ideanın nedeni ben değilsem bu ideanın nedeni olan bir başka şey vardır.

 

Artık tanrı ideasına sıçramak istiyorum. Descartes tanrı ideasını kendi zihninin içeriklerini araştırırken diğer idealarla birlikte bulur. Tanrı ideası şu gibi özellikler taşımaktadır: sonsuz iyi, sonsuz güç sahibi, ezeli ebedi ve bir tanrının taşıması gereken tüm eksiksizlikler bu tanrı ideasının kendisinde bulunur. Şimdi sorar Descartes, tanrı ideası benden mi kaynaklanır yoksa dışarıdan mı gelir yoksa doğuştan mı bende vardır? Benden kaynaklanamaz çünkü ben töz olsam da sonlu bir tözüm ve tanrının taşıdığı eksiksizlikler benim eksik doğamdan kaynaklanamaz. Çünkü yukarıda dediğimiz gibi neden etkisi kadar olgusallık taşımalıdır. Ama bu olgusallığın ne olduğunu oturup adam gibi anlatmaz Descartes. Ayrıca sonsuz gibi kavrama sonlu gibi bir kavramın olumsuzlanması yoluyla erişemeyiz der Descartes, çünkü sonsuz sonludan daha çok olgusallık taşımaktadır. Ayrıca sonsuz bir şeyin ideasını taşımazsam sonlu olabileceğimi nereden bilirim diye sorar Descartes.

 

Tanrı ideası açık ve seçiktir, çünkü açık ve seçik olarak algıladığım, olgusal ve gerçek olan ve kendi içinde belli bir eksiksizlik taşıyan her şey bütünlüğü içinde onda kapsanır diyor Mr. Descartes. Tanrının niteliklerini kavrayamasam da bu böyledir, çünkü sonlu olan sonsuzu kavrayamaz ve bunu anlamak için tüm eksiksizliklerin ve bilgisizi olunan tüm özelliklerin sonsuzluğunun tanrıda oldukları yargısında bulunulması taşınan tanrı ideasının zihinde bulunan idealar arasındaki en gerçek, en açık ve en seçik idea olabilmesi için yeterlidir. Yani sonlu tözümle kavrayamadığım sonsuz özelliklerin yalnız tanrıda olabileceği yargısında bulunmam tanrı ideasının zihnimdeki en kral idea olabilmesi için yeterlidir.  Ama yine de tanrı ideasına atfettiğim özellikler yine de benden kaynaklanıyor olabilir, şu özelliği şu

özelliğimden, bu özelliği bu özelliğimden alıp tanrı ideasına giydirmiş olabilirim. Yine hayır der Descartes, tanrı ideasını eksiksiz kılan şeylerden biri tüm bu özelliklerin onun bütünlüğünde ayrılmaz bir biçimde bir arada bulunmasıdır. Ayrıca yalnız gizil olarak taşıyabileceğim bu özellikler tanrıda gizil olarak bulunmazlar, tanrıda gizil bir şey yoktur, her şey edimseldir.

 

Tamam hadi tanrı ideası tanrıdan kaynaklanmadı diyelim peki ya varlığımı neye borçlu olacağım diye sorar Descartes

a) Kendimden türetebilirim: Kendimi kendimden türetsem tanrı olurum, tüm o eksiksizliğe falan ben sahip olurum. Ayrıca şimdi, burada olmamı sağlayan ben olsaydım, gelecekteki bir anda da var olmamı sağlayacak güce sahip olmalıydım. Ama böyle bir gücün farkında değilim. Farkında değilsem yoktur.

b) Ebeveynlerimden türemişimdir: Ebeveynler sadece özdeksel varlığımdan sorumludur. Ama özdeksel varlığı kuşku bıçağıyla kesip dışarı atmıştık. Yani ebeveynler olamaz.

 

c) Tanrıdan daha az eksiksiz bir şey: Apaçıktır ki bu da olamaz, çünkü tanrıdan daha az eksiksiz bir şeyi yaratan bir şey illa olmalıdır.Galiba  Descartes’a göre tanrıdan daha az eksiksiz bir şey kendisini yaratamaz. Sonsuz nedenler silsilesi de kurulamaz. O halde bir ilk neden olarak tanrı vardır.

 

Şimdi ben düşünen ve var olan bir şey olduğum için ve tanrı ideası taşıdığım için nedenim ne olursa olsun, bunun benzer olarak düşünen bir şey ve tanrıya yüklenen tüm eksizlikleri taşıdığı kabul edilmelidir. Niye? Çünkü bir etkinin nedeni etkinin kendisi kadar nesnel olgusallık taşımalıdır ve tanrı ideasının sahip olduğu tüm özellikler son derece nesnel olgusallıklardır.

Bunların sonucunda der ki Descartes, tanrı ideasının tanrıdan kaynaklandığı açık ve seçiktir. Peki tanrı ideasını tanrıdan nasıl edinmişimdir? Duyular yoluyla edinmemişimdir, zira tanrı duyulur bir şey değildir. Ben yaratmamışımdır zira sonluyum. Bu noktada der ki Descartes, tanrı ideası tanrının zihnime attığı bir imzadır ve imza o imzayı atana benzer, beni o yaratmış olduğu için kendine benzer olmayan bir şekilde de yaratmaz. O halde imza atan, imza atılan ve imza benzerdir.

 

Descartes’ın tüm çabası fiziksel dünyanın gerçekliğini kurtarmaktır. Bu gerçekliğe yalnız tanrının zemin sağlayabileceğini düşündüğü için tanrının varlığını kanıtlamak için türlü taklalar atar. Nedense tanrı ile ilgili tüm akıl yürütmesi şöyle çiğ bir şekilde özetlenebilir. Zihnimde tanrı ideası vardır, tanrı ideası şu şu özellikleri taşır ve tanrı ideası açık ve seçiktir. Tanrı ideası zihnimde doğuştan itibaren vardır. Doğuştan itibaren olmasaydı böyle açık seçik olmazdı. Çünkü doğuştan gelmeyen idealar ya benden kaynaklanır ya da dışarıdan kaynaklanır. Ben sonlu bir şey olduğum için benden kaynaklanan idealar da sonludur. Dışarıdan kaynaklanan idealar ise pekinlik taşımazlar, çünkü dışarıdaki şeylerden bir idea oluşturmayı doğa bize öğretir ve bu öğreti yanılabilir ve zaten doğayı yadsımıştık. Tanrı ideası konusunda yanılamam çünkü tanrı ideası olmasa sonlu olduğumu nereden bileceğim? Tanrı ideası doğuştan vardır. Tanrı ideası şu şu özellikleri taşıdığı için tanrının kendisinden başka bir şeyden kaynaklanmaz. Çünkü neden nedeni olduğu etkiyle aynı olgusallığı taşımalıdır. Tanrı da şu şu özelliklere sahiptir. O halde tanrı ideası tanrıdan kaynaklanır. Tanrı ideası vardır o halde tanrıda vardır. Açık ve seçik.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: